Avukata Ait Olan Vekalet Ücreti
Kimin Lehine Hükmedilmelidir?
Av. Kemal VURALDOĞAN
Stj. Av. Deniz KÜZECİ
Avukatlık Kanununun “Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesi, 4667
sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 77.
maddesiyle yeniden düzenlenmiş,
mahkeme kararıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine (AAÜT) göre
belirlenen vekâlet ücretinin
kime ait olacağı konusunda değişiklik yapılmıştır. Değişiklikten sonra,
ilgili madde itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmüş, değişiklik
Yargıtay’ın hukuk ve ceza dairelerinin kararlarına farklı şekilde
yansımıştır. Çalışmamızda, yapılan değişiklik, Anayasa Mahkemesinin
konuya ilişkin kararı, Yargıtay’ın hukuk ve ceza dairelerinin değişiklik
sonrasındaki kararları, öğretideki görüşler irdelenecek, Yargıtay
dairelerinin kararları nedeniyle oluşan ve oluşması muhtemel problemler
tartışılacak ve çözüm önerimiz sunulacaktır.
AVUKATLIK KANUNU MADDE 164/SON’DA4667 SAYILI YASAYLA YAPILAN
DEĞİŞİKLİK
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) madde 423 uyarınca vekâlet ücreti
yargılama giderlerindendir. Aynı kanunun 417. maddesi uyarınca vekâlet
ücretinin haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilmesine
hükmolunur.
HUMK madde 417 uyarınca haksız olan taraftan alınacak vekâlet ücretinin
kim tarafından nasıl belirleneceği Avukatlık Kanunu madde 168’te, bu
ücretin kime ait olacağı ise Avukatlık Kanunu madde 164’te
düzenlenmiştir. Avukatlık Kanunun, “Avukatla iş sahibi arasında
aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa
yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir” şeklindeki 164/son
maddesi, 4667 sayılı yasanın 77. maddesiyle yapılan değişiklikle,
“Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek
vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle
takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” şeklinde yeniden
düzenlenmiştir.
Çalışmamızın kapsamını aştığı için değişiklik öncesindeki mahkeme
kararıyla AAÜT’ye göre belirlenen vekâlet ücretinin kime ait olması
gerektiği konusundaki tartışmalara değinmeyeceğiz.
4667 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, daha önce sadece vekâlet
ücretinin kime ait olacağını düzenleyen maddenin bu özelliği korunmuş,
“aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ibaresi kaldırılmış,
ayrıca bu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup
edilemeyeceği, haczedilemeyeceği eklenmiştir. GÜNER’e göre Avukatlık
Kanunu madde 164/son emredici bir düzenlemedir. Bu maddeye aykırı bir
şekilde avukatın karşı taraftan alacağı vekâlet ücretinin bir kısmını
veya tamamını iş sahibine bırakmasını öngören sözleşmeler kanuna aykırı
olacaktır. Bu husus, maddenin önceki halinin irdelenmesiyle de
anlaşılabilir. Daha önce taraflara sözleşmeyle, “aksini kararlaştırma”,
yani vekâlet ücretinin vekil edene bırakılabileceği düzenlenmişken,
maddenin son halinde, tarafların iradesinin ne olduğuna bakmaksızın,
vekâlet ücretinin doğrudan avukata ait olacağı kararlaştırılmıştır.
AYDIN ise farklı görüştedir. AYDIN’a göre, özel hukukta asıl olan
sözleşme özgürlüğüdür. Avukatlık Kanununda vekâlet ücretinin müvekkile
ait olmasına yönelik sözleşmeler açıkça yasaklanmadığından, vekâlet
ücretinin bir kısmının veya tamamının müvekkile ait olması yönünde
sözleşme yapılabilir.
AYDIN’ın bu görüşüne katılmamaktayız. Aksi yönde sözleşme yapılamasını
açıkça yasaklayan bir madde olmasa da, hükmün yazılış biçimi ve yorum
teknikleriyle o maddenin emredici bir hukuk kuralı olduğu sonucuna
varmak mümkündür. 4667 sayılı kanundan önce avukata ait olan vekâlet
ücretinin müvekkile ait olması ancak yazılı sözleşmenin varlığı halinde
mümkünken, hem yazılı sözleşmenin varlığı koşuluna bağlı istisna
kaldırılmış hem de takas ve mahsup yasağı getirilmiştir. Eğer iddia
edildiği gibi, vekâlet ücretinin müvekkile bırakılması mümkün ise
müvekkilden alacaklı olanların takas ve mahsup hakkı olması gerekir.
AYDIN’ın görüşünün benimsenmesi, vekâlet ücretinin yazılı sözleşme
yapılmadan müvekkile bırakılması sonucunu doğurur ki, bu görüş, tarihsel
yoruma da aykırı düşmektedir. Aksi takdirde, “aksine yazılı sözleşme
bulunmadıkça” ibaresinin kaldırılmasına gerek duyulmaz, sadece “yazılı”
kelimesinin kaldırılmasıyla yetinilirdi.
ANAYASA MAHKEMESİ’NİN AVUKATLIK KANUNU MADDE 164/SON’A İLİŞKİN
KARARLARI
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı kanunla değiştirilen 164.
maddesinin son fıkrasına karşı Anayasa Mahkemesi nezdinde, Anayasaya
aykırılık iddiasında bulunulmuştur. Bu maddenin iptali talebi ile
Anayasa Mahkemesine başvuran İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi, adam öldürmek
suçundan açılan kamu davası sonucunda verilen kararın Yargıtay’ca
bozulması üzerine bakılan davada, iptali istenen maddenin Anayasanın 2.,
5. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu maddelerde
sırasıyla devletin adalet anlayışı içinde olma, adalet ilkeleri ve hak
arama hürriyetini düzenleyen kısımlara dayanılarak itiraz yapılmıştır.
İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesine göre, 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu’nun 163. maddesi gereğince taraflar (müvekkil ve avukat)
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirtilen avukatlık ücret tavanını
aşmamak kaydıyla, bir avukatlık sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler. Bu
sözleşme ile avukat verdiği hizmetin karşılığını alabilecek ve işini bu
sözleşmenin verdiği güven içerisinde icra edebilecektir. Ancak, aynı
kanunun 164. maddesinin son fıkrasındaki yeni düzenleme ile avukat,
avukatlık sözleşmesi ile almaya hak kazandığı ücrete ek olarak bir ücret
daha almış olacaktır; ayrıca, avukatlık ücretinin avukat lehine
hükmedilmesi durumunda davayı kazanan taraf avukatlık sözleşmesi gereği
bir ücret ödemekle yükümlü olduğundan hakkına tamamen kavuşamamış
olacaktır. Oysa bu uygulama yerine, dava sonunda hükmedilecek olan
avukatlık ücreti davayı kazanan taraf lehine hükmedilirse, müvekkil
avukatlık sözleşmesi gereğince avukata hizmeti karşılığı olarak ödemekle
yükümlü olduğu ücretten dolayı uğradığı zararı kısmen de olsa tahsil
edebilecektir.
Anılan gerekçelerle yapılan iptal istemi Anayasa Mahkemesince
reddedilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, Avukatlık Kanununun 164. Maddesinin son
fıkrasında yapılan değişikliğin amacını “taraflar arasında ücret
kararlaştırılmaması durumunda avukatın sunduğu hizmetin karşılıksız
kalmaması ve avukat ile müvekkil arasında doğabilecek ücret
uyuşmazlıklarına engel olmaktır. Avukatlık sözleşmesinin yapılmasının
zorunlu olmaması yanında, bu sözleşmenin avukat ve müvekkil arasındaki
bir iç sorun niteliğinde olduğu, bunun yanında, dava ehliyeti olan
herkesin bir avukatın temsiline ihtiyaç duymadan iddiasını kanıtlamak
için dava açıp takip edebileceği, dolayısıyla 164. maddenin son
fıkrasında yapılan değişikliğin Anayasada düzenlenen hak arama
özgürlüğüne ve adalet anlayışına aykırılık teşkil etmeyeceğini”
belirtmiş ve iptal istemi oybirliği ile reddedilmiştir.
YARGITAY HUKUK DAİRELERİ VE HUKUK GENEL KURULUNUN KONUYA İLİŞKİN
KARARLARI
Yargıtay’ın hukuk daireleri vekâlet ücretinin
doğrudan vekile değil, davanın tarafları lehine hükmedilmesi gerektiği
görüşündedir. Dairelerin ulaştığı sonuç aynı olmakla beraber, kararların
gerekçelendirilmesinde farklılık bulunmaktadır. Bu nedenle, kararlarına
ulaşabildiğimiz dairelerin, vekâlet ücretinin kimin lehine hükmedilmesi
gerektiğine ilişkin gerekçelerini ayrı ayrı sunmakta fayda görüyoruz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’ne göre, yargılama ve hüküm, ancak davanın
tarafları hakkında verilebilir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun
4/16 sayılı ve 29.5.1957 tarihli içtihadı birleştirme kararı uyarınca,
yargılama giderleri,
hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgilidir ve hüküm
ile bir1ikte karara bağlanması gerekir. HUMK madde 417/1, 423/b–6
uyarınca, yargılama giderleri, aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir
ve vekâlet ücreti de yargılama giderlerindendir. Avukatlık Kanunu ve
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler; HUMK'un,
davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına
ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir.
Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve bu
bağlamda vekâlet ücretinin davanın tarafları hakkında kurulması gerekir.
Avukatlık Kanunundaki, “vekâlet ücreti avukata aittir"
biçimindeki düzenleme hüküm kuracak mahkemeye değil, vekil ile vekil
edene yöneliktir, aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu
nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki
düzenleme de bu yorumu doğrulamaktadır. Dolayısıyla davada taraf sıfatı
bulunmayan vekil lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya
aykırıdır.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, vekâlet ücretinin davanın tarafları lehine
hükmedilmesi gerektiği görüşünü kısa bir formülle belirtmektedir. 5.
Daireye göre, Avukatlık Kanununun 164/son maddesi uyarınca mahkemece
hükmedilen vekâlet ücreti, davayı takip eden avukata ait olmakla
beraber, bu avukat ile ona vekâlet verenin iç meselesidir. Buna rağmen
yerel mahkemenin vekâlet ücretinin davacı ve davalı yerine vekilleri
lehine hüküm altına alınması doğru değildir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi de avukatın davada taraf sıfatı olmadığına
işaret etmekte, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ile aynı gerekçelerle vekâlet
ücretinin doğrudan vekile ödenmesine karar verilmesini doğru
bulmamaktadır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’ne göre, yargılama giderlerinden sayılan ve
HUMK’un 423, Avukatlık Kanununun 169 ve Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen ve müstakil bir varlığı olmayan,
ancak ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya
bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi
gerekir. Çünkü haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız
davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel
kurallarındandır. HUMK’un, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa
yükletilmesine ilişkin 417. maddesi bu ilkeye dayanmaktadır HUMK’un 388
ve 389. maddeleri uyarınca hükmün, taraflara yönelik olarak kurulması
gerekirken, Avukatlık Kanununun; avukatla iş sahibi arasındaki iç
ilişkiyi düzenleyen 164/son maddesine yanlış anlam verilerek, taraflar
lehine hükmolunması gereken avukatlık ücretinin; davacı ile davalı
vekillerine verilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’ne göre de, dava sonunda davanın tarafları
yararına takdir olunan vekâlet ücretinin, taraflar yerine doğrudan
vekile ödenmesi yolunda hüküm kurulması, Avukatlık Yasasının 164/son
maddesi hükmünün hatalı şekilde yorumlanmasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu mahkeme kararıyla hükmedilen vekâlet
ücretinin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilip
edilemeyeceğini tartıştığı bir kararında, HMUK’un423/6. maddesinde
vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında sayıldığı, kanunun
424.maddesinde de yargılama gideri olacak hükmolunan vekâlet
ücretinin, ancak iki taraf arasında geçerli olacağının belirtildiği,
takip dayanağı ilamda da bu yönde hüküm kurulduğunun anlaşıldığı, 1136
sayılı Avukatlık yasasının 164/son maddesinde; "Dava sonunda,
kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti
avukata aittir" hükmünün vekil ile müvekkil arasında çıkacak
ücret uyuşmazlıklarını düzenlemek amacıyla öngörülmüş bulunduğu,
aynı maddede ayrıca "bu ücretin, iş sahibinin borcu nedeniyle
takas mahsup edilemeyeceğinin" belirtilmiş olduğuna işaret
ederek, vekâlet ücretinin davanın tarafları lehine hükmedilmesini usul
ve yasaya uygun bulduğunu ifade etmiştir.
YARGITAY CEZA DAİRELERİ VE CEZA GENEL KURULUNUN KONUYA İLİŞKİN
KARALARI
Yargıtay’ın Ceza Dairelerinde vekâlet ücretinin vekile mi yoksa davanın
tarafları lehine mi hükmedileceği konusunda görüş birliği
bulunmamaktadır. Bazı daireler vekil lehine bazı daireler taraf lehine
vekâlet ücretine hükmetmiştir. Bazı ceza dairelerinin vekâlet ücretinin
kimin lehine hükmedilmesi gerektiğine ilişkin görüşü değişiklik
göstermektedir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesine göre, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun, 4667
sayılı Kanunun 77. maddesi ile değişik 164/son fıkrası gereğince vekâlet
ücretinin vekil lehine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta,
vekâlet ücretinin vekil yerine müdahiller veya sanık lehine
hükmedilmesini durumunda kararın düzeltilerek onanması gerekmektedir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi ise bir kararında vekâlet ücretinin müdahil
vekili yerine, müdahil yararına hükmedilmesine dair kararın bozulmasına
ve vekâlet ücretinin sanıktan alınarak müdahil vekile verilmesi
gerektiğine karar vermiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi’ne göre, Avukatlık Kanunun 4667 Sayılı Yasa
ile değişik 164. maddesi gereğince vekâlet ücretinin vekil lehine
hükmedilmesi gerektiğinden, maktu vekâlet ücretinin sanıktan alınarak
vekile verilmesi hükmedilmelidir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi ise vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi
gerektiğini görüşündedir.
Bazı daireler ise bir kısım kararlarında vekil lehine bir kısım
kararlarında ise taraf lehine vekâlet ücretine hükmetmişlerdir. Bu
dairelerden biri de Yargıtay 3. Ceza Dairesidir. Yargıtay 3.Ceza Dairesi
2001 yılında yapılan değişiklikten önceki kararlarında taraf lehine
vekâlet ücreti tayin ederken değişiklikten sonraki kararlarında vekâlet
ücretinin vekil lehine hükmedilmesine karar vermiştir.
Yine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise 1997 ve 2000 yılında verdiği
kararlarında vekâlet ücretini taraf lehine hükmederken, 2003 tarihli bir
kararında vekil lehine vekâlet ücreti tayin etmiştir.
Ancak, aynı daire 2004 ve 2005 tarihli kararlarında Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun Avukatlık Kanunu’nun değişen 164. maddesi ile ilgili kararını
gerekçe göstererek, vekâlet ücretinin vekil yerine değil taraf lehine
hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görüş değiştirmesine neden olan Yargıtay
Ceza Genel Kurulu, 2002 yılında verdiği bir kararında, 4667 sayılı Kanun
ile yapılan değişikliğin, vekâlet ücretinin vekil lehine hükmedilmesini
gerektirdiği şeklinde yorumlamış ve vekâlet ücretinin müdahil vekile
verilmesi gerekirken müdahil lehine hükmedilmesini bozma nedeni saymış,
bir başka kararında da bu kararına atıf yaparak esas olanın vekil lehine
vekâlet ücretine hükmedilmesi olduğunu belirtmiştirAncak, 2004 ve sonrası tarihli kararlarında vekâlet ücretinin
vekil lehine değil müvekkil lehine hükmedilmesi gerektiğini
belirtmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre, 4667 sayılı kanunla
yapılan değişiklik sonucu 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/son
maddesinde sadece “aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ibaresi
çıkarılmıştır ve sözleşme özgürlüğü prensibi uyarınca, iş sahibi ile
avukat isterlerse karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretinin iş sahibine
ait olacağına ilişkin sözleşme yapabilirler. Böyle bir sözleşmeyi
yasaklayan herhangi bir yasal düzenleme de mevcut değildir. Dolayısıyla
salt bu değişiklik nedeni ile vekâlet ücretinin vekil lehine
hükmedilmesi gerektiği sonucu çıkarılamaz. Bunun dışında, 164/son
maddesinin “bu ücret, iş sahibinin borcu nedeni ile takas ve mahsup
edilemez, haczedilemez.”şeklindeki ikinci cümlesi de avukatlık ücretinin
vekil lehine hükmedilmemesi gerektiğini gösterir. Çünkü yasa koyucu bu
değişiklik ile vekâlet ücretinin vekil lehine olmasını amaçlamış olsaydı
ikinci cümlede yer alan bu ibareye gerek kalmazdı; aksine bir yorum yasa
koyucunun bu cümleyi boş yere koyduğu sonucuna ulaşılmasına neden olur.
Ayrıca, ilamın vekil aracılığı ile elde edilmesi ve cebri icra yoluyla
takip edilmesi durumunda, takip talebi iş sahibi veya ilamda adı geçen
vekilden başka bir vekil tarafından yapılmışsa, bu takip talebini alan
icra müdürü durumu ilamda adı geçen vekile bildirmek zorundadır; aksi
takdirde icra işlemi yürümeyecektir. Bu sayede, avukatlık ücretini
alamayan vekil alacağına kavuşacaktır. Bu nedenlerle, mahkeme tarafından
hükmedilen avukatlık ücretine ilişkin Avukatlık Kanunu’nun 164/son
maddesi, bu ücretin vekil lehine hükmedilmesi gerektiği şeklinde
yorumlanamaz.
Bunların dışında, avukatlık ücretinin vekil lehine hükmedilmemesini
gerektiren bir başka düzenleme ise, vekilin tek başına hükmü temyiz
yetkisinin olmamasıdır. Avukatın hükmü ancak yetkili kılındığı takdirde
ve vekili adına temyize yetkisi vardır. Oysa avukat lehine ücrete
hükmedilmesi halinde, ücret alacağına ilişkin kısım kendisi yönünden bir
hak veya olumsuzluk yaratmayacağı cihetle, ceza davalarında katılan,
şahsi davacı ya da sanığın buna yönelik temyiz yetkisinin de ortadan
kalkması sonucunun doğacağı, yine hükmü kendisi adına temyiz yetkisi
bulunmayan vekilin bu hususu temyiz edemeyeceği, Cumhuriyet savcılarının
şahsi hakka ilişen konularda hükmü temyize yetkilerinin bulunmadığı,
sanığın da hükmü kendi aleyhine temyiz edemeyeceği düşünülürse,
yargılama giderlerinden sayılan ve hükmün bir parçasını oluşturan
avukatlık ücretine eksik hükmedildiği hususunun temyiz incelemesine
getirilmesine hukuki olanak kalmayacağı anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bundan sonraki kararlarında da aynı
gerekçeyi göstererek Avukatlık Kanunu’nun 164.maddesinde yapılan
değişikliğin bu yönde yorumlanması gerektiğini vurgulamıştır.
VEKÂLET ÜCRETİNİN KİMİN LEHİNE HÜKMEDİLECEĞİ KONUSUNDAKİ ÖĞRETİDEKİ
GÖRÜŞ
Vekâlet ücretinin kimin lehine hükmedileceği konusunda öğretide farklı
görüşler mevcuttur. KURU’ya göre, Avukatlık Kanunu madde 164/son, bir
davanın tarafları arasındaki vekâlet ücreti ilişkisini değil, davanın
taraflarından biri olan müvekkil ile vekili arasındaki vekâlet ücreti
ilişkisini düzenlemektedir. Davada lehine karar verilen tarafın vekili,
o davanın tarafı olmadığından yargılama gideri olan vekâlet ücreti
avukat lehine hükmedilemez. Çünkü diğer yargılama giderleri gibi vekâlet
ücreti de davanın tarafları lehine hükmedilir.
KIYAK ise vekâlet ücretinin taraf değil vekil lehine hükmedilmesi
gerektiği görüşündedir. 3499 sayılı mülga Avukatlık Kanununda 1136
sayılı Avukatlık Kanununun 164/son maddesini karşılayan bir madde
olmadığını belirten KIYAK, kanun koyucunun bir takım beklenti ve
amaçlarla 164/son’u getirdiğini, yasanın ilk hükümet tasarısında vekâlet
ücretinin kural olarak müvekkile ait olduğunun benimsenmesine rağmen,
meclis komisyonunun bu kuralı tersine çevirerek vekâlet ücretinin kural
olarak avukata ait olması esasını kabul ettiğini, dolayısıyla kural
olarak avukata ait olan ücretin önce müvekkilin eline geçmesini, daha
sonra avukatın müvekkilinden bu ücreti istemesini düşünmenin kanun
koyucunun avukat lehine gösterdiği tüm çabayı görmezden gelmek olacağını
iddia etmektedir. KIYAK’ göre, Avukatlık Kanunundaki düzenlemeler,
avukatın ücret alacağını mümkün olduğunca kolay tahsiline yöneliktir.
Yine ücretin vekil lehine karara bağlanması HMUK ve İcra İflas Kanunu da
aykırı değildir. İlam ancak tarafları lehine hüküm ifade eder ama kanun
koyucunun vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesini amaçlaması
durumunda bu kural geçerli değildir. Kanun koyucu eski ve genel
nitelikteki kanunları değiştirebilir ve onlara istisna getirebilir.
GÜNER’e göre, 4667 sayılı Kanunla Avukatlık
Kanunu madde 164/son değiştirilerek, dava sonunda kararla tarifeye
dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir kuralı
getirilmiş ve karşı yana yükletilen ücretin doğrudan avukat adına
hükmedilmesi istenmiştir.
Konuya ilişkin en ayrıntılı ve ikna edici açıklama Murat AYDIN’dan
gelmektedir. Avukatlık Ücreti adlı kitabında konuyu inceleyen AYDIN’ın,
kitabının 1. ve 3. baskısındaki görüşleri farklıdır. AYDIN’ın kitabının
3. baskısındaki görüşleri son görüşü olması nedeniyle sadece bu görüşünü
aktarmakla yetineceğiz.
AYDIN’a göre, 4667 sayılı yasayla yapılan değişiklikten önceki ve
sonraki 164/son vekâlet ücretinin kimin lehine hükmedileceğine ilişkin
bir düzenleme getirmemiştir. 4667 sayılı yasayla yapılan değişiklikten
sonra vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesi gerektiği konusundaki
görüşler yerinde değildir. Çünkü 4667 sayılı yasayla yapılan değişiklik
sadece vekâlet ücretinin aksine yazılı sözleşme olmadığı takdirde
avukata ait olacağını öngören düzenlemenin kaldırılmasından ibarettir.
Bu değişiklik, avukat ile iş sahibi arasındaki avukatlık sözleşmesinin
yazılı olması şartını kaldıran düzenleme ile paraleldir. Bu değişiklik
ile avukat ile müvekkilin vekâlet ücretinin müvekkile ait olmasını
öngören bir sözleşme yapılması engellenmemiştir. Sözleşme özgürlüğü
genel ilkesi uyarınca bu durumu yasaklayan herhangi bir yasal düzenleme
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, yeni düzenlemenin vekâlet ücretinin
avukata ait olduğunu emreden bir düzenleme şeklinde yorumlanması mümkün
değildir. 4667 sayılı Kanundan önce bu konudaki yasal düzenleme ne ise
şimdi de aynıdır. Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesini
gerektiren diğer düzenleme, yine 164/son’da yer alan, “Bu ücret iş
sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez.” Hükmüdür. Eğer
vekâlet ücretinin söylendiği gibi avukat lehine hükmedilmesi gerekseydi,
bu ücretin zaten iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilmesi
veya haczedilmesi düşünülemezdi. Ücretin taraf lehine hükmedilmesini
gerektiren diğer düzenleme, aynı Kanunun 163/3. maddesidir. 163/3
uyarınca bir ilamın cebri icra yolu ile infazı talebinde bulunan avukat
ile ilamda adı yazan avukatın farklı olması veya ilamı icraya iş sahibin
kendisi koyması durumunda, takip talebinde bulundan ilamın icraya
koyulduğunu ilamda adı yazılı bulunan avukata bildirmek için masraf
alınacak ve bu bildirim yapılmadan icranın sonraki aşamalarına
geçilmeyecektir. Vekâlet ücretinin doğrudan avukata hükmedilmesi halinde
anılan kurala gerek bulunmayacaktır, çünkü vekâlet ücretinin avukat
lehine hükmedilmesi durumunda, vekâlet ücreti sadece avukat tarafından
cebri icraya konu edilebilecektir. Ücretin avukat lehine hükmedilmesinin
mümkün olmadığını gösteren diğer düzenleme temyiz hakkı olanlara ilişkin
usul kurallarıdır. Mahkeme kararlarını ancak taraflar temyiz
edebilirler. Vekâlet ücretinin eksik tayin edildiği durumlarda iş
sahibinin muhalefetine rağmen avukatın kararı temyiz etmesi düşünülemez.
Yine, avukatın azledildiği durumlarda avukatın hükmü temyiz etmesi
düşünülemez. Ücretin avukat lehine hükmedilmesi için, ücretin hatalı
hükmedildiği durumlar için avukata hükmü müvekkilinden bağımsız bir
şekilde temyiz etme hakkının tanınması gerekir. Ayrıca vekil lehine
vekâlet ücretine hükmedilmesi, yargılamanın tarafı olmayan, talepte
bulunmayan, harç ödemeyen kişi yararına hüküm tesis etmek anlamı
taşıyacaktır.
VEKÂLET ÜCRETİNİN TARAF LEHİNE HÜKMEDİLMESİNİN UYGULAMADA YARATTIĞI
SORUNLAR
Avukata ait olan vekâlet ücretinin davanın tarafları lehine hükmedilmesi
uygulamada, kanunun emredici hükmüne rağmen vekâlet ücretinin müvekkilin
borcu nedeniyle takas ve mahsup edilmesine, müvekkilin avukattan
habersiz vekâlet ücretini tahsil etmesine, vekâlet ücretinin cebri icra
yolu ile tahsil etmeye çalışan avukatın azledilmesine yol açabilmekte ve
aslında kendine ait bir alacağı cebri icra yolu ile tahsil eden avukat
müvekkili adına hareket ettiği için icra vekâlet ücretine hak
kazanmaktadır.
Yargıtay, vekâlet ücretinin müvekkil tarafından kendi borcu nedeniyle
takas edilmesini veya karşı tarafın kendi alacağını icraya koyarken
avukatın vekâlet ücreti alacağını mahsup etmesini Avukatlık Kanunu madde
164/son’a aykırı bulmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, icra
takibine dayanak yapılan ilamlarda vekâlet ücretinin taraf lehine
hükmedilmesi, bu ücretin tarafa ait olması ve onun borcu nedeniyle takas
ve mahsup edilmesi sonucunu doğurmaz. Çünkü Avukatlık Kanunu madde
164/son uyarınca, vekâlet ücretinin iş sahibinin borcu nedeniyle takas
ve mahsup edilemeyeceği ve haczedilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir. Bu
nedenle takas ve mahsup talebinin reddedilmesi usul ve yasaya uygundur.
Avukat …., vekalet ücreti alacağını tahsil etmek için cebri icra yoluyla
takibe girişmiş, borçlu vekili, vekalet ücretinin müvekkili lehine
hükmedilmesi nedeniyle avukatın müvekkiline ödendiği, dolayısıyla icra
emrinin iptaline karar verilmesi istemiyle Ankara 8. İcra Hakimliği’ne
şikayette bulunmuş, Ankara 8. İcra Hakimliği, vekalet ücretinin avukata
ait olduğundan bahisle müvekkile yapılan ödemeyi borcu sona erdiren bir
ödeme olarak kabul etmemiş ve şikayetin reddinde karar vermiştir.
Vekâlet ücreti alacağını cebri icra yoluyla tahsil etmek için takibe
girişen avukatın müvekkili tarafından azledilmesi avukatın vekâlet
ücreti alacağı konusunda yaşadığı diğer bir problemdir. Bu problemin
kaynağı, vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi nedeniyle, müvekkil
adına icra takibine konu edilebilmesinden kaynaklanmaktadır. Özellikle
4667 sayılı yasayla yapılan değişiklik avukatlarca emredici bir
düzenleme olarak değerlendirilmiş ve vekâlet ücreti alacakları vekil
eden adına vekâleten değil, bizzat avukat tarafından asil sıfatıyla icra
takibine konu edilmiştir. Ancak, Yargıtay 4667 yasayla yapılan
değişikliğin avukata kişisel takip hakkı vermediği görüşündedir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de, “10.5.2001 tarih ve 4667 Sayılı Yasa
ile değişik Avukatlık Kanunu'nun 164/son maddesi uyarınca; "dava sonunda
kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti
avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup
edilemez, haczedilemez". Takip dayanağa ilamda söz konusu avukatlık
ücretinin vekile değil davacı asıllara ödenmesine karar verildiği gibi,
esasen, anılan hüküm vekil ile müvekkili arasındaki iç ilişkiyi
düzenlemekte olup, taraf vekiline kişisel olarak takip hakkı vermez.
O halde şikâyetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü
isabetsizdir.” diyerek vekâlet ücreti alacağının müvekkil adına
takibe konulması gerektiğine hükmetmiştir.
Avukatın müvekkili adına takibe koyduğu ama kendine ait olan vekâlet
ücreti alacağını tahsil edebilmesi için vekâlet akdinin devam etmesi
gerekmektedir. Vekâlet ücreti tahsil edilmeden avukatın azledilmesi
durumunda avukatın karşı taraftan vekâlet ücreti alacağını tahsil etme
imkânı kalmamaktadır. Bu durumda avukat kendisini azleden eski
müvekkiline karşı dava açmak veya icra takibine girişmek zorundadır.
Avukatın bu şekilde azledilmesi Avukatlık Kanununa ve Medeni Kanun (MK)
madde 2’de yer verilen ve aynı zamanda evrensel bir hukuk ilkesi olan,
“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken
dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”
kuralına aykırı bulmaktadır.
Ayrıca, avukatın kendisine ait olan vekâlet ücretini müvekkili adına
icra takibine koyması, icra takibi nedeniyle yeni bir vekâlet ücreti
alacağına hak kazanması sonucunu doğurmaktadır.
SONUÇ
Avukatlık Kanununda 4667 sayılı Kanunun 77. maddesiyle yapılan
değişiklikle, Avukatlık Kanunu madde 164/son’dan “aksine yazılı
sözleşme bulunmadıkça” ibaresinin çıkarılmış ve vekâlet ücretinin iş
sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceği,
haczedilemeyeceğine ilişkin kural eklenmiştir. Dolayısıyla, 4667 sayılı
Kanunla yapılan değişikliği vekâlet ücretinin vekil lehine hükmedilmesi
görüşü açısından milat kabul etmek mümkün değildir. Hatta Avukatlık
Kanunu madde 164/son’un mülga biçimi yürürlükteyken vekâlet ücretinin
vekil lehine hükmedilmesi savunmak belki mümkündü.
Ancak, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra vekâlet ücretinin vekil
lehine hükmedilmesi imkânsız hale gelmiştir.
Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesini gerektiren temel kural,
Avukatlık Kanunu madde 164/son’da yer alan, “Bu ücret, iş sahibinin
borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” kuralıdır.
Vekâlet ücretinin, vekil lehine hükmedilmesi durumunda böyle bir kurala
ihtiyaç bulunmamaktadır. Vekâlet ücretine ilişkin tek kanun maddesi
Avukatlık Kanunu madde 164/son olmadığından vekâlet ücretinin kimin
lehine hükmedilmesi gerektiğinin belirlenmesi için diğer hükümlerden de
faydalanılması gerekmektedir.
Avukatlık Kanununun, 166/3. maddesinde yer verilen, “Bir ilamın cebri
icra yoluyla infazına girişildiğinde, icra dairesi, takip talebinde
bulunan tarafın ilamda adı yazılı olan avukatına, icra emri ile aynı
zamanda düzenleyeceği bir bildiriyi, gideri takip talebinde bulunandan
alınmak suretiyle, derhal tebliğ eder. Bu bildiri tebliğ edilmedikçe
icranın sonraki safhalarına geçilemez” hükmü ilk bakışta avukat
müvekkil ilişkisinde doğruluk dürüstlüğü sağlamak amacıyla getirilmiş
bir düzenleme gibi gözükmektedir. Çünkü bir ilamın cebri icra yoluyla
infazına girişilmesi sadece vekâlet ücretini tahsil amacıyla yapılmaz.
İlamda hüküm altına alınan alacak ve diğer haklara kavuşmak içinde cebri
icra yoluna başvurulmaktadır. Pekâlâ, kanun koyucunun Avukatlık Kanunun
166/3. maddesini avukatın vekâlet ücreti alacağını garantiye almak
amacıyla koymuş olsaydı; cebri icra yoluyla infazına girişilen ilamın
konusunun vekâlet ücretine ilişkin olması halinde anılan tebliğin
yapılmasını zorunlu kılar; diğer durumlarda usulü işlemi yapılmasını
zorunlu tutmazdı görüşü ile sürülebilir ve bu hüküm, genel olarak avukat
müvekkil ilişkisinde doğruluk dürüstlüğü sağlamak amacıyla getirilmiştir
denebilir. Ancak, fıkranın yer aldığı 166. madde, “Avukatın hapis
hakkı ve avukatlık ücretinin rüçhanlı bulunması” başlığını
taşımaktadır. Maddenin içinde yer aldığı Avukatlık Kanunun 11. kısmı,
“Avukatlık Sözleşmesi” başlığını taşımakta ve 11. kısımda yer
alan 13 maddenin 12’si avukatlık ücreti,
vekâlet ücreti, AAÜT ve bu konuda çıkabilecek uyuşmazlıklara ilişkindir.
Dolayısıyla, anılan hükmün madde başlığı, maddenin bulunduğu kısım ve
166. maddede düzenlenen diğer konular beraberce değerlendirildiğinde,
maddenin avukatın vekâlet ve avukatlık ücretini garantiye almak amacıyla
getirildiği sonucuna varılır.
Yine, HUMK ve Ceza Muhakemesi Kanununa göre mahkeme kararlarına karşı
kanun yollarına başvurma hakkına davanın tarafları sahiptir.
Vekâlet ücretinin vekil lehine hükmedilmesi durumunda, vekâlet ücretinin
takdirinde hataya düşüldüğü düşüncesinde olan avukat, müvekkilinin hükmü
temyiz etmesine izin vermemesi halinde, hükmü temyiz etmesi mümkün
değildir. Kanun koyucu Vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesi
amacında olsaydı, sadece bu konuya ilişkin olarak avukata temyiz hakkı
tanırdı görüşündeyiz.
Sonuç olarak, vekâlet ücretinin iş sahibini borcu nedeniyle takas,
mahsup ve haciz edilemeyeceğine ilişkin yasak ile vekilin hükmü tek
başına temyiz yetkisine sahip olmaması ve bir ilamın, ilamda adı geçen
avukattan başka bir avukat ve ya iş sahibi aracılığı ile icraya
konulması durumunda icra memuruna durumu ilamda adı geçen vekile
bildirim yükümlülüğü getiren düzenlemeler vekâlet ücretinin avukat
lehine hükmedilmesini imkânsız kılmaktadır. Vekâlet ücretinin taraf
lehine hükmedilmesine ilişkin Yargıtay hukuk
ve ceza dairelerinin kararları kanımızca kanuna uygundur.
Ancak, Avukatlık Kanununa göre avukata ait olan vekâlet ücretinin taraf
lehine hükmedilmesi, kanuna uygun olmakla beraber yukarıda belirtildiği
üzere uygulamada sorunlara yol açmakta, avukat müvekkil ilişkileri
olumsuz etkilemektedir. Vekâlet ücretinin avukata ait olduğu bir hukuk
düzeninde, bu ücretin avukat lehine hükmedilmesinin sağlanması, avukata
vekâlet ücretine ilişkin kişisel takip hakkı verilmesi ve vekâlet
ücretinin hatalı takdir edildiği ilamların müvekkilden bağımsız olarak
avukat tarafından temyiz edilmesine olanak tanınması gerekmektedir.
Böylelikle, vekâlet ücretinin hatalı hükmedildiği ancak tarafların
temyiz etmeme kararında olduğu ilamların temyiz edilmesi ve avukatın
vekâlet ücreti alacağına kavuşması sağlanır. Yine, vekâlet ücreti
alacağını almadan müvekkili tarafından azledilen avukatın müvekkiline
karşı icra takibinde bulunması veya dava açması bu şekilde
engellenebilir. Avukata vekâlet ücretinin kişisel takip hakkının
verilmesiyle de, müvekkiline hizmet sunmayan, kendi vekâlet ücretini
tahsil eden avukatın icra vekâlet ücretine hak kazanması yani karşı
tarafın usul kuralları nedeniyle fazladan mağdur olması engellenecektir.
Temennimiz, vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesini sağlayacak
düzenlemelerin bir an önce kabul edilmesi ve uygulamada yaşanan
sıkıntıların en aza indirilmesidir.
Ankara, 23 Nisan 2006
Yargıtay 1.Ceza Dairesi, E.2003/1709, K.2003/2102, k.t.
29.9.2003;Yargıtay 1.Ceza Dairesi, E. 2003/2461, K. 2004/745,
k.t.10.3.2004; kararlar Kazancı Hukuk ve Otomasyon Programından
alınmıştır.
Yargıtay 11.Ceza Dairesi, E. 2002/13710, K.2003/15439, k.t.
9.4.2003; Kazancı Hukuk ve Otomasyon Programından alınmıştır.