inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

Hukukumuzda Kısa Karar Nedir?

Baro Yönetim Kurulları Kısa Karar Verebilir mi?

Av. Kemal VURALDOĞAN

Anayasanın 141/3. maddesi, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." hükmüne yer vermektedir. Anılan hükme paralel şekilde usul kanunlarımızda hükümlerin gerekçeli olacağına ilişkin kurallara yer verilmiş, istisnai bazı durumlarda hüküm sonucunun önceden tefhim edilebilmesi mümkün kılınmıştır. Hüküm sonucunun duruşmada tefhim edilmesi dilimize "kısa karar"ın açıklanması olarak yerleşmiştir. Ancak mevzuatımızda "kısa karar" ibaresine yer verilmemiştir.

Sulh hukuk mahkemelerinin zorunlu hallerde sadece hüküm sonucunu tefhim etmesi ve sonrasında gerekçeli kararını yazılı hale getirmesi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) madde 381 uyarınca[1], asliye mahkemelerinin aynı uygulaması ise HUMK madde 489[2] uyarınca mümkündür. Her iki madde de “Zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde yazılması gerekir.” fıkrası yer almaktadır. İş Mahkemeleri Kanunu madde 15[3] ile HUMK’na atıf yapıldığından, İş mahkemelerinin zorunlu hallerde duruşmada sadece hüküm sonucu tefhim edebileceğini ve gerekçeli kararını 15 gün içerisinde yazılı hale getirebileceğini kabul etmek gerekir. 

Ceza Muhakemesi Kanunu madde 232 hükmün tamamının duruşma da yazılmasını amaçlamış, aynı maddenin 3. fıkrasıyla[4] Ceza mahkemelerine hukuk mahkemelerinden farklı olarak hüküm sonucunu değil, hükmün gerekçesini 15 gün içerisinde yazabilme imkânı tanınmıştır.  Başka bir deyişle, ceza mahkemesinin son duruşma tutanağında hüküm açıkça yazılacak, gerekçesi hazır değilse, hakim(ler) 15 gün içerisinde gerekçeyi yazıp dosyaya koyabileceklerdir.

İdari Yargılama Usulü Kanununda duruşmada hüküm sonucunun tefhim edilmesi düzenlenmediğinden[5], idare ve vergi mahkemeleri ile Danıştay duruşmada hüküm sonucunu tefhim etmemektedir. Yine sulh, asliye ve iş mahkemelerinin temyiz mercii olarak Yargıtay dairelerinin duruşmada hüküm sonucunu tefhim etmesi düzenlenmediğinden Yargıtay daireleri temyiz incelemesi esnasında hüküm sonucunu tefhim etmemektedir. Hem idari yargı mercileri hem de hukuk ve ceza mahkemelerinin temyiz mercileri duruşmalı işlerde sadece duruşmanın bittiğini tefhim etmektedir. Dolayısıyla yargılama usulümüzde sadece hüküm sonucunun tefhim edilmesi ve sonrasında hüküm sonucunun gerekçesinin yazılması usul kanunlarında özel olarak düzenlenmiştir. Başka bir deyişle, zorunlu hallerde sadece hüküm sonucunu tefhim edebilecek merciler kanunlarında özel olarak düzenlenmiş, bu istisnanın usulü de yine özel kanunlarında gösterilmiştir.  

Tüm bu düzenlemelerden çıkan sonuç, “kısa karar” kavramının mevzuatımızda olmadığı, içtihat yoluyla ortaya çıktığı, zorunlu nedenlerin varlığı halinde kanununda özel olarak düzenlenen mercilere böyle bir usulü imkânın tanındığıdır. Bu pratiğin doğal sonucu, kararın verildiği tarihte gerekçesinin olması zorunluluğudur. Mahkemelerin sadece hüküm sonucunu tefhim edebildikleri hallerde, sonradan yazılı hale getirilecek gerekçesinin hüküm sonucuna uygun olma zorunluluğu da buradan kaynaklanmaktadır. Hüküm sonucu tefhim edilen kararın, esasen tefhim tarihinde gerekçesi bulunmaktadır ve fakat zorunlu nedenlerle bu gerekçe o tarihte karara yazılmamıştır. Çünkü hüküm sonucuna göre gerekçe yazılmaz, gerekçeye göre hüküm sonucu ortaya çıkar.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, sadece kısa kararı tefhim etmesi mümkün olan mercilerin bu aşamada yapması gereken zorunlu iş, kısa karar doğrultusunda ve yasal gerekçeleriyle birlikte gerekçeli kararı yazması, gerekçeli kararı ilgililerine duyurmasıdır. Gerekçeli kararın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgilidir[6].

Yargı kararları açısından, konu Anayasa ve kanun hükümleriyle tartışmasızdır. Yukarıda ayrıntısıyla belirttiğimiz gibi "Yargı mercileri gerekçeli karar vermek zorundadır". Peki meslek örgütleri yönetim kurullarının kararları açısından durum nedir? Yönetim kurulları önce karar verip sonra gerekçesini oluşturabilir mi? Kuşkusuz hayır! "Meslek örgütleri yönetim kurulları, önce karar verip sonra gerekçesini yazamazlar".

Avukatlık Kanununda, baro yönetim kurullarının belirtilen şekilde kısa karar alarak ilgiliye tefhim ya da tebliğ etmesini ve daha sonra gerekçeli karar yazmasını düzenleyen madde bulunmamaktadır. Dolayısıyla baro yönetim kurullarının yönetim kurulu toplantısında aldıkları kararlara, sonradan gerekçe yazmaları Avukatlık Kanununa ve hukuka aykırıdır. Bir başka deyişle, baro yönetim kurullarının kararlarının gerekçesi, kararın alındığı tarihte olmalıdır.

Ankara Barosu yönetim kurulunun Avukat Kemal Vuraldoğan hakkındaki azil kararı, makalede irdelenen konu yönünden tipik bir örnek olduğundan bu örnek üzerinden devam etmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Ankara Barosu Başkanlığı 2 Mayıs 2007 tarihli kararıyla, “Baromuz yönetiminin bilgisi ve onayı dışında Genel Kurmay’a izafeten Milli Savunma Bakanlığı’na tazminat davası açması, davayı basına bildirmesi suretiyle reklam yasağına aykırı davranması ve bu suretle oluşan güven bunalımı nedeniyle vekalet ilişkisinin feshine, vekilin azline oy birliğiyle karar verildi.” diyerek Av. Kemal VURALDOĞAN’ı baro hukuk müşavirliği görevinden azletmiş, 24 Mayıs 2007 tarihli üst yazıyla gerekçeli azil kararını Av. VURALDOĞAN’a göndermiştir[7]. Ankara Barosunun Avukat VURALDOĞAN’a postayla tebliğ ettiği gerekçeli karar, baro yönetim kurulları kısa karar alamayacakları için dayanaksız ve bu nedenle usulsüzdür.

Ankara Barosu Yönetim Kurulunun postayla gönderdiği gerekçeli kararının hüküm sonucuna uygun gerekçe hazırlandığı izlenimini uyandıran özelliği, 2 Mayıs 2007 tarihini taşıyan bu gerekçeli kararda, 2 Mayıs 2007’den sonra meydana gelen gelişmelere yer verilmesi[8], aynı tarihte olduğu iddia edilen ancak karar numarası olarak bu karardan sonra alınan kararlara atıf yapılmasıdır[9]. Yönetim kurulu kararı 2 Mayıs 2007 tarihlidir. 2 Mayıs 2007 sonrası gelişmelerin 2 Mayıs 2007 tarihli bir kararda yer alması, kararın gerekçesinin hüküm sonucuna uygun gerekçe yaratılması çabasıyla sonradan yazıldığı izlenimi uyandırdığından, kararın güvenilirliği konusunda tereddüt oluşturmaktadır.  Karardan sonraki gelişmeler ancak usulüne uygun şekilde yapılan başka bir toplantı sonrasında alınan kararın gerekçesi olabilir. Aksi halde kurumların, kararlarının gerekçesini ilelebet değiştirmeleri nedeniyle hak arama özgürlüğünün fiilen kullanılamaz hale gelecektir. Yine karar sonrası gelişmelere kararda yer verilmesi halinde karar tarihi kavramı anlamsızlaşacaktır.

Sonuç olarak, Ankara Barosu Yönetim Kurulu 2 Mayıs 2007 tarihli kısa kararıyla bağlıdır ve bu kararın verildiği tarihte gerekçesinin olması zorunluluktur. Avukatlık Kanunu uyarınca, bu karara sonradan gerekçe yazılması mümkün değildir. Çünkü baroların kısa karar vermesini ve sonrasında bu kararı gerekçelendirmesini mümkün kılan kanun hükmü bulunmamaktadır.  Yine, ilk kararda yer almayan nedenlerin, gerekçeli karar başlığı altında ileri sürülmesi, hukuksal istikrara ve kamu kurumlarına duyulan güvene zarar verici nitelikte olduğundan hukuka aykırıdır. 2 Mayıs 2007 tarihi sonrasındaki maddi vakıalar ise ancak usulüne uygun alınacak başka bir kararın gerekçesine konu edilebilir. Ankara Barosu Yönetim Kurulunun kısa karar/gerekçeli karar konusundaki hukuka aykırı uygulaması, hukuk kurumlarına duyulması gereken saygıya zarar verici niteliktedir.

Ankara, Haziran 2008


[1] HUMK madde 381, “…Zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde yazılması gerekir.”

[2] HUMK madde 489, “…Zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde yazılması gerekir…”

[3] İMK Madde 15, “Bu Kanun'da sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

[4] CMK made 232/3, “Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.”

[5] İYUK Madde 31 - 1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır. (Ek cümle: 05/04/1990 - 3622/11 md.; Değişik cümle: 10/06/1994 - 4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarı ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır.

[6] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, E. 1991/7/, 1992/4, k.t. 10.4.1992, karara Kazancı İçtihat ve Otomasyon Programından ulaşılabilir.

[8] Baro Yönetim Kurulu 2 Mayıs 2007 tarihli kararında 9 Mayıs 2007 tarihinde Çağdaş Avukatlar Derneği’nin web sitesinde yayımlanan açıklamaya atıf yapmaktadır.

[9] VURALDOĞAN’ı azil kararı 30/71 sayılı iken, hakkındaki disiplin soruşturması 30/72 sayılıdır. Yani önce azledilmiş ve sonra hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Dolayısıyla azil iradesi açıklandığında, yani kısa karar alındığında VURALDOĞAN hakkında alınmış bir disiplin soruşturması kararı bulunmamasına, rağmen, postayla gönderilen kararda, hakkında disiplin soruşturması açılmış bir avukatla Ankara Barosunun çalışamayacağı belirtilmektedir.


Yazarın Sitedeki Bütün Yazıları

madde işareti

Baro Başkan Adayları mı? Ben Göremiyorum… - 29.06.2010

madde işareti

Baro Başkanlığı ve Barolar Birliği Başkanlığı Sıfatı Aynı Kişide Birleşemez - 15.06.2010

madde işareti

Cinsel Özgürlük Üzerine - 20.09.2008

madde işareti

Gereği Düşünüldü; "Sanığın cezalandırılmasına, 60YTL'si varsa Yargıtay yolu açık olmak üzere karar verildi" - 21.06.2008

madde işareti

Hukukumuzda Kısa Karar Nedir? Baro Yönetim Kurulları Kısa Karar Verebilir mi? - 13.06.2008

madde işareti

İmarzede Avukatlar - 05.05.2008

madde işareti

Avukatlıktan Ömür Boyu Yoksun Bırakılma Yolundaki Yeni Düzenleme Üzerine - 24.02.2008

madde işareti

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (3) - 11.12.2007

madde işareti

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (2) - 16.09.2007

madde işareti

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (1) - 12.07.2007

madde işareti

Avukata Ait Olan Vekalet Ücreti Kimin Lehine Hükmedilmelidir? - 23.04.2006

madde işareti

Avukatın Disiplin Hukuku - 14.12.2005

madde işareti

Hiçbir şey Eskisi Gibi Değil! "Müdafiinin Kollukta Dosya İncelemesi ve Örnek Alması" HİÇ DEĞİL! - 14.06.2005

madde işareti

Avukatın Üzerinin Aranması Sorunu ve Avukat Vuraldoğan Davası - 30.03.2005